10 Ağustos 2009

TEVAZU...

Değerli dostlarım, insan olmamızın gereği sevgi, saygı ve hoşgörülü olmaktır. Menfaatlerimiz doğrultusunda geçmişte iyi dediklerimize gün olupta kötü demek başkadır, çamur atmak başkadır. Benim yetiştiğim ortamda yapılan iyilikleri Allah rızası için yap sana yapılan kötülükleride unut denmişti ve o kültürle büyüdüm. Hayatımda hiç kimseyi aşağılamadım ve 53 yaşıma kadarda onurumla yaşadım, çevremdeki yakın dostlarımda iyi bilirlerki toplum içerisinde her zaman kendimi küçük görmüşümdür ama bu asla alçaklık anlamında değildir. Aslında yazacaklarım bu kadar değil, son zamanlarda adıma atfen yazılan yorumlar beni rahatsız ettiği için bu yazıyı yazdım. Yazıyı yazan kardeşimizede yazarak durumu anlattım, isterdim ki iyi veya kötü bir cevap yazsın maalesef gale bile almaması bana bu cevap hakkını verdiği kanaatindeyim. Bloglarda yazı yazmakla her şeyi biliyorum anlamına gelmez, ama bildiklerimizi paylaşmak bilmediklerimizi öğrenmek için çok iyi bir araç olduğu da inkar edilemez. Ancak yazarkende okurkende kimsenin şahsiyetiyle onuruyla oynama hakkınıda vermez....
Bu yazıyı okuduğunuzda bakın atalarımız birbirilerine nasıl muamelede bulunuyorlar, o nedenledirki onları toplum da büyük adam yerine koymuştur. Yoksa herkesin bir damla su kadar olduğunu tekrar yazmama gerek yok her halde...
TEVAZU...
Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektas Veli'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergâhlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektas Veli'ye anlatır ve Hacı Bektas Veli: - ' helal değildir ' diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve ayni durumu Mevlana'ya anlatır . Mevlana ise; bu hediyeyi kabul eder. Adam ayni şeyi Hacı Bektas Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar. Mevlana söyle der: - Biz bir karga isek Hacı Bektas Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul etmeyebilir. Adam üşenmez kalkar Hacı Bektas dergâhı'na gider ve Hacı Bektas Veli'ye, Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektas Veli'ye sorar. Hacı Bektas da söyle der: - Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.
Böylesi tevazu ve incelikle, birbirlerini yermek yerine yüceltebilmeyi becerebilen bir insan olmamız dileğiyle...

8 yorum:

Harun Kuloglu dedi ki...

Başkanım bu yazıyı kim için veya ne için yazdı bilmiyorum. Ancak buna benzer sıkıntıları herkes bir iki kişi ile yaşamıştır veya yaşıyordur. Böyle sıkıntısı olupta anlatamayan insanlarında dili kalemi olduğunuz için Allah sizden razı olsun....

hasya dedi ki...

selamlar saygıdeğer büyüğüm ve abim.bu yazıyı neden ve kime yazdığını anlamadım.daha yüzümü sesimi bile duymamana rağmen bana yaptığın yardımlar bir tarafa insanca yaklamışın insanları hor görüp incitmeden tatlı sert eleştirilerin senin ne kadar ince ve tevazulu alçak gönüllü olduğunun göstergesidir.zaten belli içinin saflığı güzelliği yüzüne vurmuş.ve sen gibi insanı kızdırdılarsa benimde çevremde olan bu tarz insanlar için bende bu yazına değişik bir bakış açısı ve örnekle katılmak isterim.
Dünya yaratılmadan önce,iyi ve kötü huylar ne yapacaklarını bilmez bir vaziyette dolanıyormuş.Birgün; toplanmışlar ve her zamankinden daha fazla canları sıkkın oturuyorken;SAFLIK ortaya bir fikir atmış.!Neden saklambaç oynamıyoruz?’’Ve hepsi bu fikri beğenmiş.ÇILGINLIK bağırmış: ’’ben ebe olmak ve saymak istiyorum’’Ve hiç kimse çılğınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için ÇILĞINLIK bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış.1,2,3…. o saydıkça iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar .;ŞEFKAT ay’ın boynuzuna asılmış;İHANETÇöp yığınının içine girmiş;SEVGİ bulutların arasına kıvrılmış;YALAN bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş çünki gölün dibine saklanmış;TUTKU dünyanın merkezine gitmiş;HIRS para çuvalının içine girerken çuvalı yırtmış;AŞK kararsız olduğu gibi nereye saklanacağınıda bilmiyormuş.bu bizi şaşırtmamalı çünki hepimiz AŞKI saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz…Ve çılgınlık 100’ü saydığında AŞK sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış…ve çılgınlık bağırmış önüm arkam sağım solum sobe geliyorum.!’’ilk önce TEMBELLİĞİ görmüş,çünki saklanacak enerjisi yokmuş.ŞEFKAT’İ ayın boynuzunda,İHANETİ çöplerin arasında SEVGİYİ bulutların arasında,YALANI gölün dibinde ve TUTKUYU dünyanın merkezinde.hepsini birer birer bulmuş,sadece biri hariç.umutsuzluğa kapılan çılgınlığın kulağına HASET fısıldamış.:AŞKI bulamıyorsun ,çünki o güllerin arasında saklanıyor’’!çılgınlık çatal şeklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına saplamış saplamış saplamış …taki yürek burkan bir haykırış onu durdurana kadar.ve haykırıştan sonra AŞK elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış.parmaklarıyla kapadığı gözlerinden sicim gibi kan akıyormuş.çılgınlık aşkı bulayım derken heyecandan aşkın gözlerini kör etmiş.ne yaptım ben ne yaptım ben !!!diye bağırmış!! seni kör ettim nasıl onarabilirim?aşk cevap vermiş;gözlerimi geri veremesin,ama benim kılavuzum olabilirsin’’işte o günden beridirki aşkın gözü kördür.ve çılgınlıkta her zaman onun yanındadır.bu durumda aşk sen çılgınlıkta ne yaptığını bilmeyen diğerleri oluyor.hoş bu yazılardan sonra artaya nasıl bir olay çıkacak bilmiyorum ama tahmin edebiliyorum.

hasya dedi ki...

valla tek seferde almadığı için bu örnek dahada açıklayıcı olur.
Fakir köylü, eline kazmasını alır, her gün bahçenin yolunu tutar, akşama kadar kazma sallayarak, toprağını eşelermiş.
Sıcakların alınlardan yağmur gibi ter akıttığı bir devreye rastlayan bu çalışma sırasında adam, biraz ileride susuzluktan dilini çıkarıp ıslık çalan bir yılana denk gelmiş.
Zavallı hayvan can çekişmekteymiş.
Adam haline acımış, kendi içtiği kaptan yılanın önüne azıcık su döküp susuzluğunu gidermiş.
Bir gün sonra, tekrar aynı yerde çalışırken, yine meydana çıkan yılan bu defa da açlıktan hareketsiz haldeymiş.Toprakların arasından sanki, yalvarırcasına köylünün yüzüne bakıyor, azığındaki sütten birazcık olsun kendisine vermesini istiyormuş.Adam merhamete gelmiş, meyve ağacının dalında asılı duran azık çantasının içindeki süt şişesinden bir miktar süt döktüğü çanağı yılanın önüne doğru sürmüş.
Bir hamlede başını çanağa uzatan yılan, sütün hepsini içerek birden cana gelmiş ve bundan sonra ilerideki otların arasına doğru kayıp gitmiş.Bir hayvana iyilik etmenin iç huzuruyla işine devam eden adam, kendi kendine:“İyilik yap denize at. Balık bilmezse Hâlık bilir.” sözünü tekrarlayıp duruyormuş.
Bir gün sonra bakmış ki, yılan aynı yerde kendisini ağzında pırıl pırıl parlayan bir altın lirayla bekliyor.Köylü bunu görünce tekrar azığındaki şişeden bir miktar süt döktüğü çanağı yine yılanın yakınına bırakmış.Yılan da ağzındaki altını bırakıp, süte uzanarak, karnını doyurduktan sonra oradan ayrılmış.Böylelikle bir altın kazanmış olan adam, bu alış verişi uzun müddet hergün devam ettirmiş.Adam, gün be gün yılana bir şişe süt getiriyor, hayvan da bu ikrama toprağa bir altın bırakarak karşılık veriyormuş.Bu süreçte yılan epey semirmiş, köylü de oldukça zenginleşmiş.
Fakat insanlık haliymiş, köylü, bir gün rahatsızlanmış ve hayvanın kendileri için önemini tembih tembih üstüne anlatarak, oğlunu bahçeye göndermiş.Elinde sütle mekana varan çocuk, tıpkı babasının yaptığı gibi sütü yılana verip, parayı cebine indirmş.Amma velakin merakını bir türlü dindirememiş.Acaba yılan bu sarı liraları nereden getirmekteymiş?
Eğer bunu öğrenebilirse bunca zahmete katlanmak yerine tüm hazineyi bir günde evine götürebileceği düşüncesindeymiş.
İşte bu niyetle yılanın girdiği deliğe doğru bir kazma sallamış.
Kazma, toprağa değmezden evvel yılanın kuyruğunu parçalamış.
can havliyle gerisin geriye dönen yılan, bir hamlede zehirli dişlerini geçirmiş çocuğun narin tenine.Oracıkta ölmüş hırslı çocuk.Neden sonra olup bitenden hasta babanın haberi olmuş.Evlat acısı yakmış yüreğini adamın, bir süre o mekana hiç uğramamış.Ama oğlunun acısıyla birlikte yılandan alamadığı sarı liralar da yakmaktaymış canını.
Bir gün yine oraya gitmiş, yılana süt verip, altın almak istemiş.
Adamın geldiğini gören hayvan, yine çıkmış deliğinden ve usulca gelmiş adamın kıyısına.
Yine aç, yine mecalsizmiş.
Adam alış verişe devam etmek istmekteymiş ki o anda yılan dile gelmiş;
“SENDEKİ BU EVLAT ACISI,BENDE DE BU KUYRUK ACISI ASLA YEİDEN DOST OLAMAYIZ.”
SEVGİLERLE

ali yener dedi ki...

selahattn abi yazıyı kimin için yazdığını çok iyi tahmin edebiliyorum ben senin kadar tevazu gösteremem seninle aramızdaki fark bu ancak şunu diyebilirim üç kuruşluk adama beş kuruşluk değer verirsen aradaki iki kuruşa seni satar. saygılar

Hasan KALPAKLI dedi ki...

Başkanım sevinçler paylaşıldıkça çoğalır; üzüntü ve sıkıntılar paylaşıldıkça azalır. Siz kimseden bir şey saklamazsınız. Dünya kurulduğundan bu yana iyiler olduğu gibi kötüler de olmuştur. Meyve veren ağacın taşlandığını siz gayet iyi bilirsiniz. Köşenize çekilip hiçbir şey yağpmadığınız da o bir kişiyi duymazsınız; ama sizden faydalanan bin kişiyi de yolda bırakırsınız.
iyiliğe iyilik her kişinin harcı; kötülüğe iyilik er kişinin harcıdır.

mcsumer dedi ki...

Selahattin Bey,

Öyle bir mesel yazmış ve öyle güzel dileklerle bitirmiştiniz ki;
öylece kalmalıydı.
Yorumlarla beraber okununca yazınız, benim anladığım anlam ve ağırlığını yitirmekte.

Blog aleminde, hiç sınırlama olmaz mı? Blog sahibi tüm yorumları, özellikle de "niye yazdığınızı bilmiyorum" diye başlayanları yayınlamak zorunda mı?

Bu sitemimdeki samimiyeti ve samimi selamlarımı kabul edin, lütfen.
Sağlık ve mutluluklar dilerim.

UFUK ÇİZGİSİ dedi ki...

Arıcılığı severim ama ne yerim müsait ne de bölge. Ama uygun bir yerde yaşamak nasip olursa en azından 10tane kara kovan koymayı düşünüyorum. Rahmetli dayımla çok giderdik ben çocukken, ovalardan tepelerde kaçak arıları yakalamaya.
Arı alırsam blogunuz çok faydalı olacak diye düşünüyorum.

Adsız dedi ki...

SABIR İYİ BİR İLAÇ OLUP KALEM KILIÇDAN KESKİNDİR DİYOR MÜBAREK RAMAZAN AYININ HAYIRLARA VESİLE OLMASINI DİLİYORUM MUSTAFA TÜRKMEN